vaka1 vaka2

Duyu Bütünlüğü ve Otizm Uzmanı Fizyoterapist
Ümmühan Çöpkes

VAKA – 3

ALİ’NİN ÖYKÜSÜ
Ali ile ilk kez, programlarını izlemek üzere gittiğim yabancı dil ile eğitim yapan bir yuvada karşılaştım. Öğretmenler yuvayı gezdirirken, bana, arkadaşları ile iletişim kurmayan, göz teması olmayan ve konuşmayan bir çocuktan söz ettiler. Onun bulunduğu odaya girince Ali’yi bir masanın altında saklanıyor gördüm. Aynı hafta, bir pediatrik nörolog, psikometrik değerlendirme yapmam amacı ile bana bir hasta gönderdi. Bu hasta, yuvada görmüş olduğum Ali idi. Annesi ve babası ile geldi. Ali ailenin iki oğlundan küçük olanı idi ve o zaman yaşı 4 idi. Her zaman yaptığım üzere önce ana – babadan Ali’nin soy geçmişi, özgeçmişi, gelişim ve davranış öykülerini aldım. Motor gelişmesinde bir gerilik yoktu. Konuşması gecikmişti. Ali’nin annesi, Türkçe konuşmayı bilen bir Amerikalı idi ve biz bu dil gecikmesini, çocuğu ile çoğunlukla İngilizce konuşan annesinden dolayı olduğunu düşündük.
Ali’yi test ettikten sonra zeka bölümünü yetmiş olduğunu gördük. Buna ek olarak, Ali’de göz teması olmaması, kendine özgü bir otistik belirti olarak tanımlayabileceğimiz davranışlar vardı. Pediatrik nörolog sonuçlarımızı gördükten sonra Ali’nin Frajil X açısından da değerlendirilmesini istedi. Annesi her yıl iki oğlunu alıp ABD’ne gittiğinden genetik testi orda yaptırmak istedi. Biz de kendilerine, Amerika’ya gitmiş iken bir çocuk gelişim merkezine başvurup, onlar tarafından davranışsal ve diğer gerekli değerlendirmeleri yaptırmalarını önerdik. Ali’nin Amerika’daki genetik testinde Frajil X çıkmadı; başvurdukları çocuk gelişim merkezinden otizm tanısı alarak döndü. Aile, Ali’ye konan bu teşhisi ve Ali’nin zihinsel yetersizliğini kabullenmede zorlandılar.
Bize tekrar başvurduklarında, Ali ile bir süre algısal – bilişsel terapi yapmayı önerdim. Ailenin onayı ile Ali’ye önceleri İngilizce ama iki yıl içinde, Ali’nin de isteği üzerine Türkçe olarak haftada bir saatlik, 5 yıl süren algısal – bilişsel (perceptual-cognitive) terapi uyguladım.

Ali’nin 5 yıllık test sonuçları tablo 4’te sunulmuştur.

Bu zaman içerisinde Ali’nin otistik olmadığını gördüm. Ali 6 yaşında birinci sınıfa başladı ve normal olan ağabeyinden bile daha başarılı sonuçlar elde etti. Şimdi Ali 5. Sınıfı bitirdi. Okul ve sosyal başarı açısından hiçbir sorunu yok. Niçin kendisine otizm tanısı kondu?
Yukarıda belirttiğim gibi, ilk başlarda Ali’de otistik olarak tanımlayabileceğimiz davranışlar vardı. (göz teması olmaması, kendi dünyasında olup etrafla ilgilenmemesi, kendine özgü bir dil ile – jargon – konuşması gibi). Amerika’daki çocuk merkezi, otizm tanısı bu belirtilere bakarak koydular. Ben Ali’yi uzun süre gözlemleme olanağı bulduğumdan, 6 ay kadar bir süre içinde Ali’nin otistik olmadığını gördüm.
banner-778

Ali’ye ne olmuştu? Benim yorumum:
1.İlk görüşmemizde ve ondan sonraki uyguladığımız testlerden üçünden elde ettiği normal altı zeka puanını bir gelişme geriliği olarak değerlendirdik. Ali’nin ailesinde başka gelişme geriliği olan erkek çocuklar vardı. Dolayısı ile kalıtımsal bir yatkınlık, sinir sisteminin geç gelişmesine neden oldu. Beyin olgunlaştıkça ve algısal – bilişsel terapinin de yardımıyla Ali 3 yılın sonunda yaşıtlarının zekasını yakaladı.
2.Bir yıl içinde sosyal ve dil olarak iletişimi normale döndü. Ali birinci yılın sonunda okulda Türkçe, evde annesi ile İngilizce konuşarak iletişim kurabiliyordu. Otistik olsaydı önce iletişim kurmaktan kaçınacaktı. Tam tersine, duruma göre, iki dilden birini kullanarak konuşuyordu.
3.Otistik olsaydı, öğrenmesi bu denli hızlı gelişmeyecekti.

Benim tanım: Ali’de sadece zihinsel gelişme açısından bir gecikme (developmental lag)vardı. Beyni olgunlaştıkça öğrenme hızı arttı, ona bağlı olarak da davranışı normale döndü.
Ali’den sonra, benzer iki vakam daha oldu. Her iki çocuk da, güvenilir merkezlerden otizm ön tanısı ile başvurdu. Bir süre takip ve algısal – bilişsel terapi sonucu, otistik belirti gösteren bu iki çocuğun otistik olmadığı, sadece gelişmelerinde bir gecikme olduğunu gördüm. Her üç vaka da erkek çocuklardı.

VAKA – 4

AHMET’İN ÖYKÜSÜ

Ahmet sekiz yaşında özel bir çocuk. Bir erkek bir de kız kardeşi var. Kardeşlerinden ve yaşıtlarından farklı davranıyor. Kendi başına oynamaktan hoşlanıyor, diğer kişiler onu pek ilgilendirmiyor. Konuşamıyor ve etrafındakilerin dediğini anlamıyor. Ahmet’in oyun oynaması kardeşlerinden değişik. Kardeşleri onun kendilerinden farklı olduğunu biliyorlar. Yine de her ailede olduğu gibi üç kardeş birlikte olunca iyi vakit geçiriyorlar.

Annesi ve babası Ahmet’in niçin böyle olduğunu bilmiyorlar. İlk çocukları olduğu için de, 18 aylıktan önce pek bir belirti sezmemişler. Ahmet 12 aylıkta yürümüş ve o yaşlarda 2-3 kelime söylüyormuş. Daha sonra o söylediği kelimeleri “unutmuş”. Anne ve babasını tanımamazlıktan gelmeye, yanlarına çağırdıklarında gelmemeye ve ona bir şey söylemeye çalıştıklarında yüzlerine bakmamaya başlamış. Anne ve babası, önceleri, Ahmet’in işitmediğini sanmışlar. Sonra bakmışlar ki, Ahmet, televizyonda belirli bir reklamın şarkısı çaldığında, taa öteki odadan gelip, televizyona bakıyor. Kulağının pekâlâ işittiğini anlamışlar. Bu umursamama davranımı başlayınca, diğer otistik ailelerin yaptığı gibi, Ahmet’in anne babası, ilk kez doktora gitmişler. Başvurdukları birden fazla doktor, Ahmet’in zamanla konuşacağını, gelişmesinin normal olduğunu söylemişler. Ahmet üç yaşına gelince, bu konuda uzman olan bir doktor, ona otizm tanısı koymuş.

Ahmet’in kardeşlerinin arkadaşları eve gelince, birlikte oyun oynuyorlar. Ahmet onlara katılmıyor. Başka çocuklar odaya girince, o odanın bir köşesine çekiliyor. Diğer çocuklarda Ahmet’in köşesine gelirse, Ahmet odayı terk ediyor. Ahmet gibi, bütün otistik çocukların arkadaşlık kurmada sorunları var. Ama yaşları ilerledikçe, başkalarının yanında olmak onları önceleri olduğu kadar rahatsız etmiyor.

Ahmet, hiç konuşmamakla birlikte, şarkı mırıldanabiliyor, gülebiliyor ve çığlık atabiliyor. Ahmet, hem üzüldüğünde, hem de heyecan duyduğunda çığlık atıyor. Bazen de yüksek sesle kahkaha atıyor. Kimi zaman bu kahkaha bir anda çığlığa dönüşebiliyor. Ahmet’in ne hissettiğini anlamak; ruh halinin nasıl bu denli çabuk değiştiğini çözmek, kolay değil.

Ahmet konuşmayı öğrenemediği için, bir ihtiyacı olduğunda, annesini o istediği nesnenin yanına götürüp, annesinin elini o nesneye doğru yöneltiyor. Bu otistik çocuklara özgü bir davranış biçimi. Genel de otistik çocuklar, isteklerini konuşma ve / ya da işaret ederek değil, Ahmet’in yaptığı gibi hareketle belirtiyorlar. Ailesi Ahmet’e işaret dilini öğretmeye çalışıyor: “acıktım”, “susadım” ve “isterim” kelimelerinin işaretlerini öğrenmiş. Onunla bu şekilde iletişim kuruyorlar. Ancak, Ahmet işaret dili ile konuşmayı sevmiyor.

Ahmet yemek yemekten hoşlanıyor. Ama düzgün yemek yemeği öğrenemiyor. Çatal bıçak kullanmak yerine elleriyle yemek yiyor. Yemeklerin tümünü değil bazı parçalarını yiyor; sandviçin ekmeğini değil sadece içini yiyor. Sevmediği bölümlerini ise, kimse ona bakmazken yere atıyor.

Ahmet kadar ileri derecede otistik bir çocuğa bir şey öğretmek çok zor. Düzgün yemek yemeği ya da tuvalet eğitimi gibi temel işlemleri öğretmek bile uzun sürede gerçekleşebiliyor. Her otistik çocuğu eğitmek bu denli zor değil. Bazı otistik çocuklar oldukça zeki. Bunlar arasında 3-4 yaşlarında okuma yazmayı sökenler, kâğıt kalem olmadan toplama çıkarma işlemlerini yapanlar bile var. Ancak bu okuma yazma ve akıldan hesap yapma, mekanik olarak öğreniliyor. Anlamını bilmeden okuyup yazabiliyorlar. Ahmet gibi diğer çocuklara, bir işlem öğretilmeye çalışıldığında davranış terapisi yöntemlerinden yararlanılıyor: çocuk istenilen davranışta bulunduğu her seferde, ona, sevdiği bir yiyeceği(şeker, kuru üzüm, meyve gibi) vererek, çocuğu pekiştiriyorlar.

Ahmet, her gün, kendisi gibi çocukların bulunduğu bir okula gidiyor. Bu okulun bahçesinde salıncaklar var. Ahmet sallanmaktan çok hoşlanıyor. Hatta salıncak olmadan oturduğu yerde de öne arkaya sallanıyor. Bazen de kendi etrafında dönüyor. Okulda Ahmet’e, daha uyumlu davranma, başka çocuklarla oynama ve gurup faaliyetine katılma gibi becerileri öğretiyorlar. Okula gitmeye başladığından beri, evdeki davranımı da gelişti. Bütün otistik çocukların, otizm tanısı konar konmaz, bir eğitim merkezine gitmeleri öneriliyor. Bazı otistik çocukların müziğe, ya da piyano gibi bir müzik enstrümanı çalmaya özel yetenekleri var.  Bu çocukların, hem özel konularda hem de diğer otistik çocuklar gibi günlük yaşamlarını sürdürme konusunda eğitime gereksinimleri oluyor. Bütün otistiklerin, en çok arkadaş edinme, başkaları ile iletişim kurma alanlarında eğitilmeye gereksinimleri var.

Ahmet, evin ve okuldaki sınıfın içerisindeki her eşyanın yerli yerinde durmasını istiyor. Değişiklikten hoşlanmıyor. Faaliyet olarak aynı oyunları, aynı sırayı izleyerek tekrarlamayı yeğliyor. Her şeyin, alıştığı saatte gerçekleşmesini istiyor. Başka bir özelliği de, elinde devamlı bir plastik şişe ile dolaşması. O şişeyi, büküyor, yassılaştırıyor ve pencereye gidip, cama vuruyor. Ailesi, Ahmet’i bu davranışından vazgeçiremiyorlar. Elinden şişeyi almaya çalıştıklarında Ahmet çok öfkeleniyor ve çığlık atmaya başlıyor.

Ahmet zaman zaman bir neden olmadan öfkeleniyor. Öfkesini, elini yumruk yapıp sıkarak belirtiyor. Bazen de, çok kızgın olunca, gidip kardeşlerinin ya da okuldaki diğer çocukların ellerinden oyuncaklarını alıp, kırmaya çalışıyor. Engellendiğinde, elini ısırma, kafasını duvara vurma gibi, kendine zarar verecek davranışlarda bulunuyor. Böyle durumlarda, etrafındakiler onu nasıl yatıştıracaklarını bilemiyorlar. Sonra Ahmet birden kendiliğinden düzeliveriyor. Otistik çocuklar acıya karşı dayanıklı oluyorlar. Acı karşısında da aldırmaz bir tavra giriyorlar.

Otistik bir çocukla yaşamak oldukça zor. Bu çocuklarla yaşayan aile ve profesyoneller, her gün otizm hakkında yeni bilgiler edinip, durumla nasıl daha iyi başa çıkacaklarını öğrenmekteler. Ahmet ve Ahmet gibi çocuklar, bizler için, çok özel çocuklardır.

 

OTİZM NEDİR? TANI ÖLÇÜTLERİ
AYIRICI TANI VE tedavi
Doç. Dr. Lale Vanlı

 

error: Emeğe Saygı!